Kayıtlar

İMAJ TAKINTISI

Resim
  Kendini beğenmiş, başkalarını etkilemeye çalışan Kimileri aynaya baktığında kendini en iyi şekilde ve çevresindekilerden üstün olarak hissetmek için elinden gelen her şeyi yapar. Çevrelerindeki insanları hep kendilerinden daha aşağıda görürler. Kişi kendini en iyisi o olmak zorundaymış gibi hisseder ve hayatını bunun üzerinden idam ettirir. Biz bunu imaj takıntısı olarak adlandırıyoruz. İmaj takıntısı olan kişilerin yaptıkları her şeyin tabanında gösteriş vardır ve birilerini etkilemeyi hedef alarak yaparlar. Ne yaparlarsa yapsınlar, hangi durumlarda olursalar olsunlar dışarıdan nasıl göründüklerini önemserler ve buna dikkat ederler. Kendisinden herhangi en ufak bir şeyde bile daha üstün bir kişinin çıkması bu kişileri rahatsız eder ve içlerinde bir kıskançlık duygusu uyandırır. Bu kişilere göre her şeyin en iyisi kendilerinde olmalıdır. Aksi halde bir durumu kabul edemezler ve bu onlar için kabul görülemez bir şeydir. Her şeyin en iyisi, en pahalısı, en kalitelisi yani kısacası ...

KORKULARIMIZ YA DA KORKTUKLARIMIZ

Resim
Biraz dur ve bekle. Etrafında neler olup bitiyor? Pencerenin aralığından gelen hayatın akış sesini  duyuyorsun belki. Herkes bir koşuşturma içerisinde. Sen de öylesin. Bu koşuşturma sana da yorucu  geliyor mu? Kendinle ilgileniyor musun mesela? Mesela bugün kendine nasıl hissettiğini sordun mu?  Unutuyorsun değil mi? Unutuyoruz çoğu zaman. Etrafımızdan bekliyoruz halimizin hatırımızın  sorulmasını da kendimiz bile bilmiyoruz, gözetmiyoruz hatırımızı.  Sahiden yorucu olan bu koşuşturma mı yoksa bu koşuşturma arasında kendimizi kaybediyor  oluşumuz mu?    Sorgulayalım istiyorum çünkü biliyorum ki doğru soruları sormadan gerçek cevaplara ulaşmamız  mümkün değil.   Başlık ve başlangıcın uyumunu sorguluyorsun belki, kendimizle iletişim kurmadan bu meseleyi  kavrayamayacağımızı düşünüyorum.   Korku ilginç bir his. Bir o kadar da doğal... İnsanlar olarak bazı duyguları yozlaştırmaya hor görmeye  ne de çok meyilimiz...

MUTLU OLMAK ÜZERİNE

Resim
  Birçok duyguya sahiptir insanoğlu ancak mutluluk duygusu diğerlerinden daha çok önem arz eder çoğu zaman bizler için. Öyle ki mutluluğu elde etmek bazılarımız için en temel amaç olur. Peki mutlu olmak, karamsarlığa düştüğümüz zamanlarda yakınarak söylediğimiz "Mutlu olmak imkansız bu dünyada."  cümlesindeki gibi imkansız mıdır? Hepimizin mutlu olduğu, deyim yerindeyse "mutluluktan havalara uçtuğu" zamanlar olmuştur. Ancak mutlu olmayı amaç edinenlerin asıl hedefi "kalıcı" mutluluktur. Sonuçta gelip geçici bir duygu bizim ne işimize yarar! Bizler bile gelip geçiciyken duygularımızın kalıcı olmasını beklemek biraz garip olurdu. Elbette üzüleceğiz, acı çekeceğiz, öfkeleneceğiz... Bizim yapmamız gereken bunları hiç yaşamamak veya hissetmemek değil; bizlerde kapladığı alanı azaltmak. Bertrand Russell'ın da dediği gibi: "Üzülmemek elde değildir, ama üzüntüyü en aza indirmek için ne gerekiyorsa yapılmalıdır. Bazılarının yaptığı gibi, talihsizlikten en ...

KÜÇÜK ALBERT DENEYİ VE KORKU

Resim
  Psikoloji, tarihte birçok araştırmaya imza atarken eleştirileri de beraberinde kabul etmiş ve onlarla yüzleşmek zorunda kalmıştır. Bu araştırmalardan bir tanesi de Küçük Albert deneyidir. Johns Hopkins Üniversite Hastanesi’nde 1919’da davranışçı John B. Watson ve yüksek lisans öğrencisi Rosalie Rayner tarafından yürütülmüştür. Tarihin en acımasız deneyleri arasında yer alan bu deney hem döneminde hem de gelecek dönemlerde eleştirilere maruz kalmıştır. İvan Pavlov ’un klasik koşullanma teorisinden etkilenen John Watson ve asistanı korkunun içgüdüsel mi yoksa çevresel faktörlerden mi öğrenildiğini araştırmak isterler. Bulundukları hastanenin çocuk bakım merkezinden annesinin rızası ile bir bebek alırlar. Bu bebek psikoloji camiasının davranışçılarını en çok etkileyen isimlerden biri olacaktır. Küçük Albert 8 aylık sağlıklı bir bebektir ve henüz herhangi bir korkusunun olup olmadığı bilinmemektedir. Bu durumu araştırmak adına bebeğe başta ilk kez göreceği nesneler gösterilir (be...

BDT ÇERÇEVESİNDE ERTELEMECİLİK

Resim
 Dönem ödevinize sadece üç gün kaldığını, yaklaşık iki aydır hiç spora gitmediğinizi, son bir ayda okumakta olduğunuz kitabı bitiremediğinizi hayal edin. Belki de bazılarımızın hayal etmesine gerek yoktur ve buna benzer bir durumu yaşıyorlardır. Günlük hayatımızda birçok şeyi kendi isteğimizle veya isteğimiz dışında erteleriz. Bu ertelemelerin bazıları gerekliyken bazılarıysa geçerli bir sebep olmaksızın gerçekleşir. Ders çalışmayı, bir ödevi tamamlamayı, odayı temizlemeyi, spor yapmayı hatta bir blog yazısı yazmayı ertelediğimiz durumlar ağırlıklı olarak geçerli bir sebep olmaksızın gerçekleşir. :) Peki neden erteliyoruz, erteleme bahanelerimiz nasıl oluşuyor, ertelemenin sonucunda neden olumsuz duygular yaşarız? Kişinin problem olarak gördüğü ertelemede mevcut işin yerine geçerli bir sebep yokken daha az önemli olanı yapmak bulunur. Bu durumun tekrarlayan şekilde olması, bireyin hayatında olumsuz sonuçlar meydana getirmesi ertelemecilik olarak adlandırılır. Ertelemeciliğin sonras...

BENLİK DENİZİNDE BATA ÇIKA YÜZEN BİR KAVRAM: YETERLİLİK

Resim
Yeterlilik. Yetmek. Yeti. Yet. Günlük hayatımızda sık sık duyduğumuz bir kelime yeterlilik. Yemek için bu kadar salça yeterli, oyun için bu sistem özellikleri yeterli, benim için bu yeterli, yeterlilik sınavı, o kadar para kime yetmez ki, puanım yetmiyor, bu konudaki bilgim yetersiz, ehliyet, kabiliyet…Derinden derine hayatımıza kök salmış olan bir başka versiyonu yetersizlikle karşımıza çıkar durur. Öğrendiğimiz birçok kelime birçok anlam hayatımıza başkalarının bize öğrettiği şekilde girer ve bir daha onun anlamını sorgulamayız çünkü artık bilgimizin yeterli olduğunu düşünürüz ya da bilgiyi beynimiz otomatik olarak kaydeder. Yeterlilik de kendimiz için anlamını aramayı bıraktığımız nice kelimeden biri. Yetmenin, yeterliğin, yetersizliğin, yeterliliğin ve kökü olan “yetmek”ten türeyen diğer kelimelerin anlamını ve hayatımızdaki yerini dolayısıyla hayatımızı nasıl şekillendirip yönlendirdiğini de bir daha araştırmayız.     Pek çoklarının farklı mecralarda yaptığı gibi bugün te...

HER SON YENİ BAŞLANGIÇ

Resim
  İÜC-PDR’nin yeni döneminin ilk yazısıyla karşınızdayız. Çoğumuz yeni başlangıçlar yapmak için “ilk” olan şeylere önem veririz. Çünkü “ilk”lerimiz her ne kadar hata dolu olsa da bize cesaret verir. Her geçen gün güçlendirir özellikle de her seferinde daha iyi yaptıkça… Bugün aslında başlangıçları konuşmak yerine daha çok sona odaklanılmış bir yazı yazıyorum sanırım. “ Her son yeni bir başlangıç.” klişesi de aklımın bir köşesinde yer edindi bile. Ama işin şakası son konuşmak istememin nedeni de eğer içinde bulunduğumuz durumu doğru bir şekilde bitiremezsek yaşamamızın sonraki dönemlerindeki başlangıçlara etkisinin olacağı gerçeğini göz ardı edememem. Son kelimesi acı verir insana. Her seferinde ne olacağını bilerek yaşamadığımız gibi ne olacağını bilerek de bitiremeyiz her şeyi. Yarım da kalabilir, cevaplanmayabilir de. Yarım kalan işler de o anda umrumuzda olmasa da ileride peşimize takılabilir, bizi zihnen ya da psikolojik olarak etkiler farkında olalım ya da olmayalım. Baz...