KORKULARIMIZ YA DA KORKTUKLARIMIZ
Biraz dur ve bekle. Etrafında neler olup bitiyor? Pencerenin aralığından gelen hayatın akış sesini duyuyorsun belki. Herkes bir koşuşturma içerisinde. Sen de öylesin. Bu koşuşturma sana da yorucu geliyor mu? Kendinle ilgileniyor musun mesela? Mesela bugün kendine nasıl hissettiğini sordun mu? Unutuyorsun değil mi? Unutuyoruz çoğu zaman. Etrafımızdan bekliyoruz halimizin hatırımızın sorulmasını da kendimiz bile bilmiyoruz, gözetmiyoruz hatırımızı.
Sahiden yorucu olan bu koşuşturma mı yoksa bu koşuşturma arasında kendimizi kaybediyor oluşumuz mu?
Sorgulayalım istiyorum çünkü biliyorum ki doğru soruları sormadan gerçek cevaplara ulaşmamız mümkün değil.
Başlık ve başlangıcın uyumunu sorguluyorsun belki, kendimizle iletişim kurmadan bu meseleyi kavrayamayacağımızı düşünüyorum.
Korku ilginç bir his. Bir o kadar da doğal... İnsanlar olarak bazı duyguları yozlaştırmaya hor görmeye ne de çok meyilimiz var halbuki... Halbuki tüm duygularımızı olması gerektiği gibi korkuyu da kucaklamayı ve normal görmeyi öğrenmeliyiz. Zaten ayağımıza dolanan, bizi günlük yaşantımızdan dahi men eden duygu korku değil, korkudan korkmaktır.
Korkuyu kucaklamak ve normal görmek birçoğumuzun aklına yatmamış, içine sinmemiş olabilir. Bir örnekle açıklamak istiyorum. Mesela acı çoğu zaman kötü ve rahatsız edici bir his olarak karşımıza çıkar. Ancak biyolojik olarak bir koruma mekanizması olduğunu kolayca anlayabiliriz. Demem o ki hayatta bize o an kötüymüş ve zarar verecekmiş gibi hissettiren birçok şeyin altında bizi kollayan ve koruyan birçok sebep yatar. Korkuyu da bu bağlamda ele alacak olursak eğer, bizi harekete geçiren bir durumun söz konusu olduğunu anlamak çok da zor değildir. Örneğin sınav korkusunu ele alalım. Doğru dozda sınav korkusu bizi harekete geçirir ve hedefimize bir adım daha yaklaşmamızı sağlar. Bir başka örnek olarak tarihin eski zamanlarına gidecek olursak, avcılıkla uğraşan bir insanın yine içinde bulunan doğru seviyede korku; onu hızlandırır ve daha aktif manevralar yapabilmesini sağlar. Bu bağlamda kabul etmemiz gereken görüş; korkudan korkmamak ve onu doğru seviyede kullanabilmeyi öğrenmek gerektiği olacaktır.
KORKUYU NASIL DOĞRU SEVİYEDE KULLANABİLİRİZ? / KORKUYLA BAŞ ETME SANATI
Yazının bir önceki kısmında da çokça kez ele aldığımız gibi korkuyla baş etmenin ilk ve en önemli adımı onu olduğu gibi kabul edip, normalleştirmektir. Olaylar ve olgular yaşantımızda onları kafamızda büyüttüğümüz kadar yer kaplar. Bu yüzden öncelikli olarak bu duyguyu kabullenmeliyiz.
Ancak daha sonraki adımda çevremizden de çok kez aldığımız tavsiyelerden bazıları olarak hobi edinip, ilgi alanı oluşturabiliriz. Hobi edinmenin ve insanların kendine uygun uğraşlar bulmasının rahatlama anlamında katkısı yadsınamayacak kadar fazladır. Ancak ilk yapmamız gerekeni unutup sonuca odaklanırsak, hislerimizim üzerini örtüp onları bir sonraki aşamada çok daha kötü durumlarda göreceğimizi unutmamamız gerekir. Yüzleşmek acı verici bir süreç olsa da bizi en doğru ve kalıcı sonuca götürecektir.
Bu yazımda sizlere veda ederken Nietzche’nin yazdığı satırlardan çok sevdiğim bir bölümü düşünmeniz üzere paylaşmak istiyorum :
“ Sonra dedim ki ‘ söz ver kendine ‘Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin.
Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin.
Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin.
Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin. “
Tuğçe Yüksel
Yorumlar
Yorum Gönder