İNSAN DOĞASI VE İHTİYAÇLARI: ERİCH FROMM
İnsan davranışlarının ve hatta düşüncelerinin ve duygularının nasıl oluştuğunu, şekil aldığını merak eden biri olarak bu yazımda buna değineceğim. Bu soruyu sormuş tüm psikolog ve psikiyatristlerin cevap olarak sunduğu onlarca kuram mevcut. Ancak ben size Erich Fromm’un kuramını kısaca anlatabilmek niyetindeyim.
Kendisi Birinci ve İkinci Dünya Savaşı’na ve sonrasında tüm dünyayı etkileyen diğer siyasi ve politik sorunlara şahitlik etmiştir. Fromm’un hayat tecrübesi bu kuramı geliştirmesinde oldukça etkili olmuştur. Bu etkiyi kuramın tarihsel, ekonomik, sosyolojik ve antropolojik faktörlerin insan kişiliğine(ve dolayısıyla da davranış ve düşünce biçimine) etkileri konusuna değinmesinde görebiliriz.
Şimdi kurama giriş yapalım artık. Fromm insanoğlunun evrimsel süreç sayesinde doğadan koptuğunu ve insanoğlunun sahip olduğu akıl, içgörü ve imgelem gibi özellikleri sebebiyle doğada bulunan diğer canlılardan çok daha farklı ihtiyaçlara sahip olduğunu ve farklı sorunlarla baş etmek zorunda kaldığını söyler. Fromm’un kuramı bahsi geçen sorunların ve çözüm önerilerinin tanımlanmasını içermektedir.
Fromm’a göre(1955) insan evrenin “hilkat garibesi”dir. İnsan sahip olduğu beden ve bu bedenin ihtiyaçları doğrultusunda doğaya bağlı ancak üstün zihinsel yapısı sayesinde de doğadan ayrışmaktadır. Bu arada kalmışlık insana bir uyumsuzluk bahşeder. Hayvansı doğamız ve insani özelliklerimiz arasındaki bu çelişkiyi Fromm(1947) “varoluşsal ikilemler” olarak adlandırmaktadır.
İnsanlar tıpkı hayvanlar gibi fizyolojik ihtiyaçlara sahiptirler. Bu ihtiyaçlar doğrultusunda insanlar güdülenir ve sonunda ihtiyaçlar karşılanmış olur. Ancak fizyolojik ihtiyaçların karşılanması varoluşsal ikilemleri çözüme ulaştıramaz. Bunun için insana özgü varoluşsal ihtiyaçların karşılanması gerekmektedir. Ve Fromm birçok önemli davranışların varoluşsal ihtiyaç nedeniyle ortaya çıktığını ileri sürer. İnsan davranışlarını motive eden faktörler bahsi geçen iki ihtiyaç başlığı altında toplanır. Fizyolojik ihtiyaçların karşılanması kolaydır fakat aynı durum varoluşsal ihtiyaçlar için geçerli değildir çünkü varoluşsal ihtiyaçların karşılanması için herhangi bir programa, dürtüye ya da çözüm yoluna sahip değiliz. İnsanlar bu ihtiyaçları karşılayabilmek adına bazı strateji ve yöntemlere başvururlar. Dikkat edilmesi gereken bu ihtiyaçların nasıl karşılandığıdır çünkü yanlış bir yöntemle karşılanan ihtiyaçların sonuçları aynı ihtiyaçların hiç karşılanmaması kadar olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir. Varoluşsal ihtiyaçları Fromm şu şekilde belirlemiştir: İlişki, Köklülük, Aşmak, Kimlik Duygusu, Oryantasyon Çerçeveleri, Heyecanlanma ve Uyarılma.
İLİŞKİ: İnsan doğadan ayrıldığı için güçsüz hisseder ve diğer insanlarla birlikte olmak ister. Fromm insanların dış dünyayla TESLİM OLMA, GÜÇ, SEVGİ yoluyla iletişim kurduğunu söyler. İnsan bir kişiye, gruba, kuruma boyun eğmek(teslim olma) isteyebilir böylece o birlikteliğin bir parçası olur ve yalnızlık hissinden kurtulmaya çalışır. Boyun eğiciler, karşısında güçlü insanları görmek isterler ve güçlü insanlar da karşısındaki kişinin teslim olmasını ister. Bu iki grup birbirleriyle sembiyotik bir ilişki kurar. Yalnızca sevgi, bu varoluşsal ihtiyacın tam olarak karşılanabilmesinin tek yoludur.
KÖKLÜLÜK: İnsanoğlu doğadan ayrıldığı an evini, yuvasını kaybetmiştir. Dolayısıyla insan içinde yaşadığı dünyanın ayrılmaz bir parçası olma ihtiyacı hisseder. Doğumda anneyle olan bağın kopmasından, büyüdükçe ebeveynlerin sağladığı güvenli üsten ve bakımdan ve en nihayetinde hayattan kopan insanın sürekli ve kalıcı olmak ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacı üretken ya da üretken olmayan yöntemlerle karşılanabilir. Üretken yöntemler büyüme esnasında çocuğun anneden uygun biçimde koparak dış dünyayla iletişim ve etkileşim halinde bulunmasına izin verir. Ancak üretken olmayan bir yöntem kullanıldığında sonuçlar pek hoş olmayabilir. İnsanın en büyük ve en ilkel bağlılığı, anneyle çocuk arasındadır. İnsan üretkenlikle bu ihtiyacı karşılayamadığı zaman saplantı durumu ortaya çıkar ve birey annesiyle sahip olduğu güven ve sevgi bağına dönmek için inatçı bir çaba sarf eder ve en sonunda bağımlı bir birey haline gelir. Bu durum neden, ihtiyaçların nasıl karşılandığına dikkat etmemiz gerektiğini çok iyi bir şekilde özetler.
AŞMAK: İnsanı burada diğer canlılardan ayıran konu ise insanın var olma ihtiyacıdır. İnsan diğer canlılar gibi kendi iradesi dışında dünyaya gelir ve çoğunlukla yine kendi istek ve iradesi dışında ayrılır. Dünyaya gelişinde ve gidişinde pasif rol oynayan insan hayatı boyunca bu rolü aşmak için çabalar. İnsan diğer canlılar gibi yalnızca üreyerek değil başka alanlarda da yaratıcı, etkin, aktif rol oynayabilir. Sanat, inanç sistemleri, düşünceler ve sevgi sayesinde yaratıcı olan insan yaşamı yok ederek de varlığına ulaşabilir. Kendimizi korumak için bir saldırganlık sergileriz(iyi huylu saldırganlık) ancak insan sırf yok etmek için saldıran(kötü huylu saldırgan) tek türdür.(Fromm, İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri, 1973) Kişinin normal gelişiminin engellenmesi insanın kötü huylu saldırganlık ve ölüseverlik stratejilerini kullanarak bu ihtiyacı karşılanmasına sebep olabilir. Fromm burada ölüsever kavramını ölü, çürümüş, kokuşmuş ve hastalıklı şeyleri, canlı şeyleri cansıza çevirme, sırf yıkmak için yıkmak olarak tanımlamıştır.
KİMLİK DUYGUSU: Burada söz konusu olan, hepimizin bildiği en bariz şekilde ergenlikte karşımıza çıkan kimlik duygusuna sahip olma ihtiyacıdır. Bu ihtiyacın karşılanması da diğer ihtiyaçlar gibi kolay değildir. En başta bu ihtiyaç özgürlükten kaçma isteği ile çelişir. Özgürlükten kaçma isteği insanların bağımsızlaştıkça kaygı ve izolasyon duygularının artmasını temsil eden bir istektir. Bu duyguların artmasının sebebi bağımsızlaşan kişinin kontrol edemediği şeylerin daha çok farkına varmasıdır. Günümüzde insanlar kimliğini millet, din, sosyal gruplarına göre tanımlamaktadır.
ORYANTASYON ÇERÇEVELERİ: İnsanlar, evrendeki yerlerini tanımalarını kolaylaştıracak, nasıl davranmaları gerektiği sorusuna cevap olacak, yönelecek ve kendini adayacak bir çerçeveye ihtiyaç duymaktadırlar. Bu çerçeve doğadan ayrılan insana yol gösterecek ve yönünü bulmasını kolaylaştıracak nitelikte olmalıdır. Bu ihtiyaç farklı düşünce ve inanç sistemlerinin insanlar tarafından benimsenmesiyle karşılanmış olur. Bu çerçeveler sağlıklı ve sağlıksız olabilmektedir. Yaşamsever çerçeve sevgiyi, üretkenliği ve aklı içerir iken ve ölüsever çerçeve yıkıcılığı, gücü, serveti, bağımlılığı ve narsizmi içermektedir.
HEYECANLANMA VE UYARILMA: Fromm’un hayatının son yıllarında(1973) bu listeye eklediği ihtiyaç, insanın asgari düzeyde dinlenmeye ihtiyacı olduğu kadar yine asgari düzeyde heyecanlanmaya ve uyarılmaya da ihtiyacı olduğunu öne sürer. Fromm burada uyaranları “basit uyaranlar” ve “harekete geçirici uyaranlar” olarak ikiye ayırmaktadır. Basit uyaranlar dürtü üretir ve bu dürtü kişinin dolaysız bir tepki vermesiyle sonlanır ancak harekete geçirici uyaranlar ise dürtüyü bir uğraşla sonlandırır. Kişi belirli bir amaç için harekete geçer.
Tüm bu ihtiyaçların insanın doğadan ayrıldığı andan itibaren oluştuğunu ve insanı sahip olduğu dünyayla bir olmaya yönelttiğini söylemek mümkündür. Varoluşsal ihtiyaçların nasıl karşılandığı ve karşılanırken sahip olunan durum ve şartlar kişinin davranış ve düşüncelerinin şekillenmesine sebep olur. Bu ihtiyaçların olumlu yöntem ve stratejilerle karşılanması hayati önem arz etmektedir. Bu ihtiyaçlardan herhangi birinin doyurulamamış olması insan için dayanılmaz bir durumdur, hastalığa sebep olabilir.
KAYNAKÇA:
Banu YAZGAN İNANÇ, Esef Ercüment YERLİKAYA, Kişilik Kuramları, Ankara, Pegem Akademi, 2020 (16. bs).
Yazıyı Hazırlayan: ZEYNEP DEĞER
Yorumlar
Yorum Gönder