İMAJ TAKINTISI
Kendini beğenmiş, başkalarını etkilemeye çalışan
Kimileri aynaya baktığında kendini en iyi şekilde ve çevresindekilerden üstün olarak hissetmek için elinden gelen her şeyi yapar. Çevrelerindeki insanları hep kendilerinden daha aşağıda görürler. Kişi kendini en iyisi o olmak zorundaymış gibi hisseder ve hayatını bunun üzerinden idam ettirir. Biz bunu imaj takıntısı olarak adlandırıyoruz. İmaj takıntısı olan kişilerin yaptıkları her şeyin tabanında gösteriş vardır ve birilerini etkilemeyi hedef alarak yaparlar. Ne yaparlarsa yapsınlar, hangi durumlarda olursalar olsunlar dışarıdan nasıl göründüklerini önemserler ve buna dikkat ederler.
Kendisinden herhangi en ufak bir şeyde bile daha üstün bir kişinin çıkması bu kişileri rahatsız eder ve içlerinde bir kıskançlık duygusu uyandırır. Bu kişilere göre her şeyin en iyisi kendilerinde olmalıdır. Aksi halde bir durumu kabul edemezler ve bu onlar için kabul görülemez bir şeydir. Her şeyin en iyisi, en pahalısı, en kalitelisi yani kısacası her şeyin “en”i onlarda olmalıdır. İmaj takıntısına sahip olmayan birine göre önemli olan markanın adından ziyade ne kadar kaliteli olduğu ve ne gibi bir fayda sunduğudur yani vaat ettiklerini ne kadar yerine getirebildiğidir. Fakat imaj takıntısı olan biri için bunun hiçbir önemi yoktur. Önemli olan kalitesine bakmaksızın diğerlerinin kolaylıkla ulaşamayacağı şekilde olup kişiyi onu bir kesim insandan daha üstün göstermesidir. Kişi statü olarak üstünlük kurup farklı olmak ve ilgi çekmek ister. Hırs, kıskançlık ve rekabet ön planda olan duygulardır. Sürekli başkaları ile kendilerini kıyaslarlar ve bir yarış içerisindedirler.Ben bu durumu obsesif kompulsif bozukluk ile de ilişkilendirebileceğimizi düşünüyorum. Temelinde yatan şey aslında bence budur. Biraz irdeleyip bağ kurmaya çalıştığımızda da bunun rahatlıkla farkına varabiliriz. Obsesif kompulsif bozukluğuna sahip olan kişilerin de imaj takıntılıları gibi zihinlerinde takıntılı ve sürekli olarak geçen düşünceler vardır. Bu imaj takıntılılarında en iyi olmak, en iyi olamadığı durumlarda bunun için stres olmak, endişeli bir hal almak ve bu durumun onları sinirlendirmesi şeklinde ortaya çıkabilir. Kişiden kişiye farklılık göstermekle birlikte genel anlamda böyle semptomlar gösterdiğini söyleyebiliriz. Aynı zamanda bu durumların ortaya çıkmasında çevresel birçok faktör rol oynayabildiği gibi biyolojik faktörlerin de etkisinin olabileceğini araştırmalar bize göstermiştir. Günümüzde de imaj takıntısı çok yaygın görülen bir durumdur. Çevremizde bile bunu rahatlıkla fark edebiliriz. Ne ile ne kadar rahat edebilirizdense ne ile nasıl iyi görünürüz ne bizi çevreden daha üstün gözüktürebilir bunun peşine düşer olduk. Zaman zaman çok iyi olduğunu düşünmediğimiz ama marka adı olduğu için ve bunun bizi statü olarak üstte gösterebileceğini düşünüp yaptığımız alışverişler olabilir. Hatta ve hatta gittiğimiz mekanlar bile olabilir. Yediğimiz-içtiğimiz şeyler, bindiğimiz arabalar, gezdiğimiz yerler de yine aynı şekilde bunlara örnek olabilir. Bir kesim insan gerçekten bunlardan çok etkilenirken ve imaj takıntılılarının da istediğini yerine getirirken bir kısım insan ise bunu saçma ve gereksiz bulur. Bu tarz abartı şeyler para tuzağı olarak görülür. Onlar için gösterişten ibarettir. Bulundukları konum ve hayatları ziyadesiyle yeterlidir. Kimsenin gözünde olduklarından daha yukarıda gözükmek için çabalamazlar. Kendilerini geliştirmek için hep daha iyisini isteyip çabalarlar. Amaç sadece kendilerini geliştirmektir. Başkası gözünde yer edinip statü olarak fark oluşturup en iyisi olmaya çalışmazlar. İmaj takıntısı olan kişiler ise bu olmadan yaşayamazlar. Bu onlar için olmazsa olmazdır. Yeri gelir en ufak detaylar bile takıntıyı tetikleyebilir ve kişide farklı şekilde bu rahatsızlık kendini gösterebilir. Fark ettikleri an tekrardan en iyi olabilmek için ellerinden geleni yaparlar. Duruma göre bu kısa zaman bile kişiyi strese sokmaya yetebilir. Kimisi bu takıntının yanında beden takıntısına da sahiptir. Beden takıntısında ise kişi kendinde bir veya daha fazla bölgeyi kusurlu bulup sürekli orayla uğraşır ve bundan rahatsızlık duyar. Kendince kendinde gördüğü kusur, kişilerin zamanının büyük çoğunluğunu nasıl göründüğünü düşünerek ve buna üzülerek harcamalarına sebep olur. Araştırmalar ergenlik döneminde bu takıntının daha çok baş gösterebildiğini de ortaya koymuştur. Bu yaşta çevresel etkenlerden dolayı takıntı olumsuz yönde etkilenebilir. Kişi bu tarz yaş gruplarında akran zorbalığına maruz kalabilir ve bu, kişinin takıntısını tetikleyici bir rol oynayabilir. Aynı zamanda küçük yaşında zorbalık türevi olaylar yaşayan kişilerde travma bile oluşabilmesi gibi bir durum söz konusu olabilir. İlerleyen yaşlarda da kişide öz güven problemine yol açabileceği de yine ön görülebilenler arasında. Kişi takıntısının seviyesine göre de kusurlu bulduğu bölgeyi düzeltmek için harcamalarını bu yönde arttırabilir. Hayatına buna göre çeki düzen verebilir. Genelde bu nokta hassas noktası olur ve karşısındaki kişiden bu konuda duyacağı olumsuz bir şey kötü anılarını ortaya çıkarıp travmatik etkiler yaratabilir. Eğer çözüm bulunamıyorsa ve kontrol edilemiyor bir halde ise kişinin terapi alması ve bunu bu tarz psikolojik desteklerle desteklemesi daha faydalı olacaktır. Saydığım ve bahsettiğim bu 3 takıntı türünün birbiriyle iç içe olduğunu ve birbirlerini tetiklediklerini düşünüyorum. Birbirleriyle benzer sebepler içerip aslında aralarında birinin nedeninin diğerinin sonucu gibi bir ilişki olduğunu söyleyebiliriz. Doğuştan olup sonradan ortaya çıkabildiği gibi bu tarz durumlar çevresel faktörlerden de etkilenilip gündeme gelebilir. Mevzu bence bu gibi durumlarda ne yapılacağını bilmek. Böyle olduktan sonra herhangi bir sorun yaşanacağını düşünmüyorum. Ya da en azından bu en aza indirilebilir.
Sude Yurdakul

Yorumlar
Yorum Gönder