MASLOW ve İKİ AİLE TUTUMU

    Doğduğumuzdan beri kişiliğimiz; ailemiz, okul ve yaşadığımız çevre tarafından şekillenmektedir. Kuşkusuz ki benliğimizin oluşmasında en önemli faktör ailemizdir. Her ailenin farklı değerleri vardır. Aile tutumları da bu yönde gelişir ve değişiklik gösterir.

    Hümanistik yaklaşıma göre doğuştan nötr ya da iyi doğarız. Kötü özellikleri ise sonradan kazanırız. Sizce gerçekten böyle midir, bizi kötü yapan ya da kötü davranışa yönelten çevre ve çevreden öğrendiklerimiz midir, ailemizin buna nasıl bir etkisi vardır?

    Maslow ihtiyaçlar hiyerarşisi kuramıyla buna açıklık getirmiştir. Kişinin nötr ya da yapıcı nitelikleriyle iyi olduğunu; kin, nefret, gaddarlık vb. kötü özelliklerin insanın temel özellikleri olmadığını belirtmiştir. Bu kötü duygu ve davranışları ihtiyaçların, duygu ve yeteneklerin karşılanmaması doğrultusunda geliştirdiğinden bahsetmiştir.Maslow ihtiyaçları beş ana sınıfta toplamıştır. Ona göre alt düzeydeki gereksinimler üst düzey gereksinimlere göre diğerlerinden önce doyurulmalıdır. Fakat üst düzey ihtiyaçların doyurulması için de alt düzeydeki ihtiyaçların yüzde yüz doyurulması gerekmez. Bu ihtiyaçlar şunlardır:

Fizyolojik ihtiyaçlar: Hiyerarşinin en alt basamağı olup açlık, susuzluk, oksijen, cinsellik, uyku gibi ihtiyaçlardır.

Güvenlik ihtiyaçları: Fizyolojik ihtiyaçlar belirli ölçüde karşılandıktan sonra geçilen ikinci basamaktır. Korku, endişe ve karmaşadan uzakta olup kendini emniyette hissetme ihtiyacıdır.

Ait olma-sevgi ihtiyacı: Alt basamaktaki ihtiyaçlardan sonra kişi zamanla insanlarla ilişki kurmak, gruba dâhil olmak, ailede rol üstlenmek isteyecektir. Ait olma ve sevgi ihtiyacı da bu şekilde doyurmaya çalışacaktır.

Saygı ihtiyacı: Alt basamaklar belirli ölçülerde doyurulduktan sonra insanlar kendilerine güvenmeye, başkaları tarafından tanınmaya ve takdir görmeye ihtiyaç duyarlar.

Kendini gerçekleştirme ihtiyacı: En üst düzeydeki ihtiyaçtır. Kişinin potansiyelini ve kapasitesini keşfetmeye dayalıdır.

    Maslow’un bu hiyerarşisine göre kişi bu ihtiyaçlarını doyurup kendini gerçekleştirmelidir. Çünkü ancak o zaman sağlıklı bir birey olur. Aksi takdirde hasta olur.

    Aileler ilk üç basamaktaki tutumları belirli ölçülerde karşılasalar da kişinin kendini gerçekleştirme düzeyine çıkabilmesini tutumlarıyla engellemektedirler.

    Maslow’un bu düşünceleri karşısında baskıcı otoriter ve aşırı hoşgörülü anne baba tutumu kişisel benliğimizi nasıl etkiliyor bir de ona bakalım.

    Ailede anne-babanın aşırı baskıcı ve otoriter tutum içinde olmaları, çocuğun benlik saygısını yani kendine değer verişini azaltır. Çünkü benlik saygısı; çocuğun fikirlerine değer verilen, sözleri dinlenen, anne-babasından destek gören, başka bir deyişle, insan olarak kendisine değer verilen bir ortamda ancak filizlenir ve gelişir.  Baskıcı ve otoriter aileler çocuklarından her şeyde başarılı olmalarını ve hiçbir hata yapmamalarını bekler. Hataları karşısında çocuğu cezalandırır. Cezalar haklı şekilde uygulandığında çocukta kaygıya neden olmaz fakat anne-baba kendi kaygıları durumunda çocuğa haksız cezalar verdiğinde çocukta kaygı durumu başlar. Aileler bu durumda çocuğu eğitmekten çok çocuğu korkutarak ve hırpalayarak çocuğun kendisini değersiz hissetmesine yol açar. Anne baba iyi niyetli olsa da fikirlerde zıtlık yaşadığı durumlarda çocukta korku ve kaygı oluşturabilecek davranışlar sergileyebilirler. Ailenin davranışlarının kaygısını yaşayan çocuk okulda da benzer durumlar yaşıyorsa daha da içine kapanabilir. Okullarda akranlar arasında yaşanan zorbalığa maruz kalabilir. Ya da evde yaşadığı kaygıyı ve öfkeyi dışarda başkalarına zarar vererek ortaya çıkarabilir.

    İhtiyaçlar hiyerarşisi kapsamında bu tutumu değerlendirdiğimizde aile elinden geldiğince fizyolojik ihtiyaçları karşılar. Zaten bu ailenin, çocuk kendilerinde kaygı yaratacak bir durum sergilediğinde “Aç değilsin açıkta değilsin.” sözleriyle sıkça dile getirilir. Aile tarafından dışarıdan gelebilecek fizyolojik tehlikelere karşı güvenlik ihtiyaçları karşılansa da bu aile tutumuyla büyüyen çocuklarda içsel korku, endişe ve kaygı yaşarlar. Bu da güvenlik ihtiyaçlarının kısmen karşılandığını gösterir. Aile çocuğu sevse de bunu söylemez ve otoriter tutumundan dolayı hissettiremez. Çocuk sevilmediğini ve aileye ait olmadığı bile düşünebilir. Ailede yaşadığı bu durumlar okul yaşamına da yansıyabilir. Çocuk oraya da kendisini ait hissedemez, gruba dâhil olamaz ve ait olma-sevgi ihtiyacı karşılanamaz. Haliyle bu ihtiyaç karşılanmadığı için saygı ve kendini gerçekleştirme aşamasına da geçilemez.Maslow’a göre bireyler kendilerini gerçekleştiremedikleri için sağlıksız hasta bireyler olurlar.

    Aşırı hoşgörülü anne baba tutumunda ise çocuğa aşırı sevgi verilir. Kurallar ve sınırlar belirlenmez.  Her şey aşırı hoşgörülüdür ve çocuk özgür bırakılır. Çocukta sosyal beceriler eksik kalır.Aile sadece çok büyük problemlerde müdahale eder. Onun dışında aile çocuğun her istediğini yerine getirir. İzin verici anne baba tutumuyla yetişen çocuklar, kuralsızlığa alıştıkları için sınırlarını bilemez, isteklerini erteleyemez.Tüm istedikleri yerine getirilen çocuk zamanla aileye hükmetmeye başlar ve onları tehdit eder. Bu çocuklar her istediklerini elde ettikleri için doyumsuz olur, eleştiri kabul etmez, gururlu, kibirli, sabırsız bireyler olarak yaşamlarını sürdürürler.

    Peki, bu aile tutumundaki bir çocuk kendini gerçekleştirebilir mi?

    Fizyolojik ihtiyaçları her ölçüde karşılanmış birey bir üst basamağa doyum alarak geçmiştir. Güvenlik ihtiyaçları da her açıdan karşılanır. Aile onu dışarıdan gelecek tehlikelere karşı korur. İçsel bir korku ve endişe de yaşamamaktadır.  Ait olma-sevgi basamağına geldiğimizde aile çocuğa sevgisini gösterir. Bunu ona fazlasıyla hissettirir. Çocuk her istediği yerine getirildiği için okul hayatında da popülerliği olan bir birey olur. Gruba ait olma ve sevgi ihtiyacı da karşılanır.

    Peki, bu ihtiyaçları karşılanan çocuk kendine güvenebilir mi, takdir görebilir mi, başta her şeyde aileye güvenen çocuk aileden ayrıldığında kendine olan güveni devam eder mi, eleştiri kabul edebilir mi?

    Bu sorulara cevaplar hayır ise bu aile tutumunda yetişen bireyin de kendini gerçekleştirmesi zordur. Çünkü Maslow aşırı hoşgörünün ve özgürlüğün de istenmeyen sonuçlar doğurabileceğini, bunun sevgi eksikliği ve ihmal olarak da yorumlanabileceğini belirtir. Bazı kuralların çocuğun önemli hatalardan kaçınmasına yardımcı olmakta ve bireye hoş bir güven duygusu sağlamaktadır. Bu kurallar bireyin aşırı bencil ve şımarık bir yaşam sürmesini de engellemektedir. Aksi takdirde aşırı hoşgörülü aile tutumuyla büyüyüp kendini gerçekleştiremeyen bireyler yine Maslow’un deyimiyle hasta bireyler olurlar.

    Böyle bir ailede büyümüş olsak da kendimizi gerçekleştirme yolunda adımlar atmaya devam edelim. Ebeveyn isek ya da olmayı düşünüyorsak çocuklarımızı hangi tutumlarda yetiştireceğimize dikkat edelim. Kendilerini gerçekleştirmelerinin önüne engel koymak ya da engel kaldırmak yerine sadece yardıma ihtiyaçları olduğunda yardım edelim.

 

KAYNAKÇA

Kağıtçıbaşı, Ç. &Cemalcılar, Z. (2020). İnsan ve İnsanlar. İstanbul: Evrim Yayınevi

Yeşilyaprak, B. 21. (2020). Yüzyılda Eğitimde Rehberlik Hizmetleri. Ankara: Nobel Yayıncılık

Gençtan, E. (2020). İnsan Olmak. İstanbul: Metis Yayıncılık

İnanç, B. Y. &Yerlikay, E. E. (2020). KişilikKuramları. Ankara: Pegem Akademi


Yazıyı Hazırlayan: Hilal DOĞAN

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İNSAN DOĞASI VE İHTİYAÇLARI: ERİCH FROMM

HER SON YENİ BAŞLANGIÇ

İLİŞKİLERDE BAĞLANMA VE BAĞLANMA STİLLERİ