YAŞAMAYA DAİR
Bu yazıya hayatı düşünerek başlayalım. Hayatın ta kendisini. Zaman zaman en mutlu olduğumuz anları ya da kendimizi en dipte hissettiğimiz anları düşünerek. Kişiler çoğunlukla mutlu, heyecan verici anlarının hiç geçmemesini ister. Ama kendisini kötü hissettiğinde de o anın hızla geçmesini ister. Bunu ben de düşünürüm. Oysa yanlış olduğunu bile bile. Çünkü bizi biz yapan mutlu-mutsuz anlarımız ve iyi-kötü günlerimizdeki düşüncelerimiz, yaptıklarımız ve hissettiklerimizdir. Hayat bir gerçek ve tabiri caizse acısıyla tatlısıyla bir gerçek. Başımıza gelenlerden sonra derin bir iç çektikten sonra tekrar anlıyoruz yaşamayı ne çok sevdiğimizi. Yağan yağmuru hissettiğimizde, koşarken ya da yürürken tenimize rüzgâr değdiğinde, bazen yalnız bazen de yakınlarımızla balkonda oturduğumuzda, işe-okula yetişmeye çalıştığımızda, sınava hazırlandığımızda, bir proje yetiştirmeye çalıştığımızda, hoş ya da hoş olmayan bir koku duyduğumuzda, arkadaşlarımızla ya da partnerimizle eğlendiğimizde hayatın içindeyiz. Hepsinde herkes diyemez “Ben çok mutluyum.” diye. Bazılarında hüzünlü bazılarında da stresli olabiliriz. Galiba hayatın anlamı da tam burada başlıyor.
Nazım Hikmet “Yaşamaya Dair” şiirinde ne kadar güzel bahsetmiş yaşamaktan. Şiirdeki dizelerden birinde “Yani yaşamanın dışında ötesinde hiçbir şey beklemeden/Yani bütün işin gücün yaşamak olacak” der Nazım Hikmet. Buradan şu anlamı çıkartıyorum kendimce: Hayata bir kere geliyorum. İsteklerim, yapmak istediklerim var ve bu şans bana bir kere verilmiş. Sonuna kadar kullanmalıyım. En nihayetinde bütün işim gücüm yaşamak.
Yaşamımız çeşitli dönemlerden geçer. Erikson psikososyal kuramında insan yaşamını 8 döneme ayırmıştır. Erikson bu dönemlerde kişinin baş etmesi gereken krizler olduğunu söylemiştir. Eğer birey bu krizleri sağlıklı şekilde çözerse sağlıklı bir gelişiminin olacağını da eklemiştir.
İlk dönem 0-1 yaş arasında gözlenen “güvene karşı güvensizlik” dönemidir. Bu dönemde eğer aile bebeğin ihtiyaçlarını zamanında giderir ve bebeğe güven aşılarsa bebek dünyayı iyi ve yaşanılası yer olarak görmeye başlar.
Bu dönemden sonra gelen “özerkliğe karşı utanç ve kuşku” 1-3 yaş arasında görülür ve bu yaş aralığında bebekler kendisinin ona temel bakım veren kişiden farklı bir kişi olduğunu anlar ve kendini tanımaya başlar. Çevresini ve kendisini kontrol etmeye çalışır. Örnek bir davranış olarak kendi istediği için dışkısını tutabilir ya da bırakabilir. Çocuğun davranışlarında ebeveynleri onu engeller ya da onu utandırırsa çocukta utanç ve kuşku oluşur.
Erikson’un üçüncü dönemi olan ve 3-5 arasında görülen dönem “girişimciliğe karşı suçluluk” dönemidir. Artık birey oyun çağındadır. Sosyal çevresi genişler. Sorumlulukları artar. Bu dönemde çocuk sorumsuzsa ve çocuk üzerinde çok fazla kaygı yaratılmışsa çocukta suçluluk duygusu oluşabilir.
Erikson oyun çağından sonra gelen ve 6-12 yaş arasını kapsayan okul çağı dönemini “çalışkanlığa karşı aşağılık duygusu” olarak adlandırmıştır. Bu dönemde çocuk enerjisini akademik hayatına yönlendirir. Eğer olumsuz sonuçlar ortaya çıkarsa çocukta aşağılık duygusu olarak adlandırılan yetersizlik ve verimsizlik hissi oluşur.
Birey ergenliğe girdiğinde ne olacağını, yaşamına nasıl yön vereceğini düşünür. Erikson da bu dönemi “kimlik kazanımına karşı rol karmaşası” olarak adlandırmıştır. Birey bu dönemde yaşamına olumlu bir yol çizerse kimlik kazanımı gerçekleşir aksi takdirde kimlik karmaşasına sahip olur.
Erikson ilk yetişkinlik olarak adlandırılan 20 ve 30’lu yaşlar arasındaki dönemi “yakınlığa karşı yalıtılmışlık” olarak adlandırmıştır. Bu dönemde kişi çevresindekilerle yakınlık kurmaya çalışır. Eğer ki kimseyle yakınlaşamazsa kişi çevreden yalıtılmış olur.
İlk yetişkinliğin ardından orta yetişkinlik olarak adlandırılan 40 ve 50’li yaşlar gelir. Erikson bu dönemi “üreticiliğe karşı verimsizlik” olarak adlandırmıştır. Birey bu yaşlarına kadar sonraki kuşağı sürdürmek ve onlara yararlı bir yaşam vermek için çalışmalar yapar. Eğer bunlar gerçekleşmediyse bu verimsizlik olarak adlandırılır.
Erikson’un psikososyal gelişimindeki 60 yaş ve sonrası için geçerli olan en son dönem “benlik bütünlüğüne karşı umutsuzluk” olarak adlandırılan dönemdir. Bu dönemde birey artık hayatın sonuna doğru yaklaştığını kavrar ve geçmişine yönelir. Ergenlik yıllarında yapmak istediklerini düşünür. Sonra da neleri yaptığını ya da isteklerinin ne kadarının gerçekleşip gerçekleşmediğine bakar. İşte tam bu kısımda karşımıza benlik bütünlüğüne karşı umutsuzluk çıkar. Eğer kişi isteklerini gerçekleştirmiş ve kendi istediği gibi benliğe sahip olabildiyse kendiyle gurur duyar. Ama tam tersi olduysa ya da çoğunu gerçekleştirememişse umutsuzluk çöker üstüne. Çünkü artık onları yapmak için zaman geçmiştir.
Belki de tüm hayatımız boyunca çabamız bundandır: Kendimize verdiğimiz sözler. Ne olmak istediğimize karar verip onları gerçekleştirmeye çalışmak. Ve bazen de bu yüzdendir ayağımıza takılan taşa aldırmamamız. Evet işimiz gücümüz yaşamak ama kendi istediğimiz şekilde yaşamak.
Kaynakça:
İnanç, B. Y., & Yerlikaya, E. E. (2020). Kişilik Kuramları. Ankara: Pegem Akademi.
Santrock, J. W. (2019). Yaşam Boyu Gelişim, Gelişim Psikolojisi. (G. Yüksel, Çev.) Ankara: Nobel Yayın.
Yazıyı Hazırlayan: Melek GÜNDÜZ
Yorumlar
Yorum Gönder