GÜÇ ve STANFORD HAPİSHANE DENEYİ

    Güç. Belki bir istek belki bir kabiliyet ama tanımı ne olursa olsun insanoğlundaki yeri genellikle şiddet ya da kavga. Doğada her zaman güçlü olan kazanır, ayakta kalır. Bir ceylanın aslanı avlaması beklenemez. Ya da bir serçe ile kartalın yarışına denk gelemeyiz. Ki bunlar yaşansa bile kazanan tabii ki de güçlü olan olacaktır.

    İnsanoğlunda da durum böyledir. İlk insanlar güçlü olmayı öğrenip kendini korumak zorundaydı. Dönemin şartlarına uygun silahlar yaparak güç elde ettiler ve vahşi hayvanlara karşı bunu kullanmayı bildiler. Bu doğada olan her canlı gibi insanın da yapması doğal olan bir davranıştı. Hayatta kalmak için güçlü olmalı ve öldürmeliydi fakat hepimizin de bildiği gibi zamanla gücün tanımı ve kullanımı değişti. İnsan doğadan ayrıldı ama kendince gücün ne olduğunu biliyordu artık.

    Kötüler her zaman güçlerini güçsüzlere karşı kullandı. Dünyada anlatılan her hikâyede yaşanan çoğu olayda durum böyleydi ama sonunda iyiler hep kazanırdı. Kötüler kötüydü, iyiler iyi. Gerçekleşmesi beklenen davranış ve olaylar bunları zaten desek yanlış olmaz herhalde. Peki ya iyiler ya da normal insanlar güç sahibi olursa durum farklı olabilir miydi? Güç insanları değiştiremez miydi? İşte tam da bu sorular üzerine sizinle çoğumuzun bildiği bir deneye bakmak istiyorum: Stanford hapishane deneyi.
 
    1971 yılının bir günü Zimbardo insanların sosyal yaşamda rolleri değiştikçe nasıl davranışlar sergilediklerine bakmak için bir deney geliştirdi. Stanford Üniversitesi Psikoloji departmanının bodrum katına sahte bir hapishane inşa edildi. 2 hafta sürecek deney için 24 erkek öğrenci gerekliydi ve bu öğrencileri gönüllü olanların arasından benzer ekonomik düzeye ve sosyal statüye sahip geçmişleri de benzeyen öğrencilerden fiziksel ya da psikolojik sorunlara karşı testler yaparak seçti. Deneklerin hangi role sahip olacağı ise kendileri tarafından bilinmemekle beraber Zimbardo tarafından rastgele atanmıştı. Deneklere deney anlatılmış ve gün başına 15 dolar alacakları söylenmişti. Tutuklular deney devam edene kadar gardiyanların emirlerini dinlemek ve bunlara uymak zorundaydı. Gardiyanlar ise bu duruma uymayan sözlerini dinlemeyen mahkûmlara karşı fiziksel şiddet kesinlikle yasak olmakla birlikte onları kontrol etmek için farklı yöntemler kullanabilirlerdi. Deney sonrası yayınlanan görüntülerde Zimbardo gardiyanlara şu sözleri söylüyordu: “Mahkûmlar üzerinde can sıkıntısı hissi yaratabilirsiniz, bir dereceye kadar korku yaratabilirsiniz ve onların hayatlarını tamamen rastgele güçler tarafından, sistem tarafından, sizler ve bizler tarafından kontrol edildiği hissine kapılmalarını sağlayabilirsiniz. Ve kesinlikle özel hayatları olmayacak. Onların bireyselliklerini çeşitli yollarla ellerinden alacağız. Genellikle bunun sonucunda, kendilerini güçsüz hissederler, bunu bekliyoruz. Yani bunun sonucunda, biz tüm güce sahip olacağız, onlarsa hiçbir güce...”

    Tamamen gerçek bir hapishane ortamı kuruldu. Gardiyanlara da sopalarla göz temasını engellemek için aynalı gözlükler verildi.14 Ağustos 1971 günü mahkûmlar oturdukları bölgenin polis karakolu tarafından evlerinin önünde silahlı soygun yapmakla suçlanarak tutuklandılar. Mahkûmların numaraları verildi, fotoğrafları çekildi ve parmak izleri alındı. Deney ortamı mahkûmların rahatsız gardiyanların ise rahat edebileceği bir şekilde tasarlanmıştı. Hücreler dardı, gardiyanların bulunduğu alan ise oldukça genişti.

    Deneyin birinci günü olaysız geçmişti. Tahminen denekler olayın farkına henüz varamamıştı. İkinci gün tutuklu isyanlarının ilk aşamaları görüldü. Gardiyanların müdahalesi oldukça şiddetliydi. Hücre hapsi cezası uygulandı. Hücreler o kadar dardı ki adeta ayakta dahi durulamıyordu.  Tutuklular ruhen çökmeye başlıyordu. Derken ilk tutuklu kendi isteği ile deneyden ayrıldı.

    Tutukluların güvensizlikleri artıyordu ve birlik içinde değillerdi. Gardiyanlar ise birlik olmayı öğrenmişti ve tutuklulara karşı farklı muamelelerde bulunuyorlardı.  Emirlerine uymayan tutukluların yataklarının döşeklerini alıyor tuvalet yerine kovalara yapılması söyleniyor ve bunları boşaltmalarına izin verilmiyordu. Açlık grevleri de başlamıştı. Gardiyanların saldırganlıkları artmış mahkûmların temel hakları neredeyse engellenmişti. Günler giderek artan gerginliğin altında geçip giderken deneyin altıncı günü Zimbardo’ nun nişanlısı aynı zamanda Stanford Üniversitesi Psikoloji bölümünde yüksek lisans öğrencisi olan Maslach’ın gelmesiyle işler değişti. Psikoloji departmanının bodrum katına inen Maslach gördükleri karşısında adeta donakaldı. Mahkûmların halleri korkunçtu ve gardiyanlar adeta insanlık dışı ve vahşiydi. Zimbardo’ya deneyi bitirmesini söyledi. Yoksa deneyi ve uygulanan tutumu tüm dünyaya yaymakla tehdit etti. Bu durum üzerine Zimbardo deneyi altıncı gününde bitirmek zorunda kaldı.
 
    Mahkûmlar ayrılma hakları varken neden ayrılmamıştı? Gardiyan olan denekler neden bu kadar çileden çıkmıştı? Bunlar gibi cevabı hala kesin olmayan birçok soru var.  Ama bilinen bir şey var ki insanlar gücü doğru bir şekilde kullanamaz ve yönlendiremezse güç onları kullanır ve yönlendirirdi. Ve ne yazık ki bu iyi bir yönlendirme olmayabilirdi.

KAYNAKÇA
• https://evrimagaci.org/stanford-hapishane-deneyi-guc-insanlarin-gozunu-nasil-donduruyor-944
• Khan Akademi

Yazıyı Hazırlayan: Özlem Yüzük

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İNSAN DOĞASI VE İHTİYAÇLARI: ERİCH FROMM

HER SON YENİ BAŞLANGIÇ

İLİŞKİLERDE BAĞLANMA VE BAĞLANMA STİLLERİ