GÜZELİN PEŞİNDEN

"Güzellik konusunda her şeyden dem vurdunuz, ancak aslında ondan değil, yerine getirilmeyeni ihtiyaçlarınızdan bahsettiniz.”

-Halil Cibran

     Güzel olan nedir? Neye, kime güzel deriz? Güzel olmak bize ne sağlar? Güzel olmak ya da olmamak bize ne katacak? Gerçekte istediğimiz güzellik ne? Bir kavram üzerine ne kadar çok soru sorulabilirse hepsini “güzelliğe” uyarlamak mümkündür. İnsanlık ilk çağlardan beri güzellik olgusu üzerine düşünmüştür. Güzeli arzulamıştır ve güzel olmak için onlarca şey denemiştir. Peki, güzelliğin bu kadar önemli olma sebebi nedir? Efsaneye göre Truva Savaşı’na sebep olan güzellik, Medussa'nın lanetlenmesine sebep olan güzellik nedir? Biz insanlar yıllarca neden bunu arzuladık?

     Efsanelerden, İlk Çağlardan günümüze geldiğimizde güzelliğin tanımı için öncelikle TDK’ye başvuruyorum. TDK’ye göre güzellik; estetik bir zevk, coşku, hoşlanma duygusu uyandıran nitelik ve güzel olan bir kimsenin niteliği şeklinde tanımlanmıştır. Bizlerin bireysel bazda algıladığı günümüz güzelliği ne peki? Güzellik günümüzde bedensel anlama indirgendiğinde kusursuzluğu temsil etmekte. Dolgun dudaklar, fit bir vücut, iri ve parlak gözler, mükemmel bir burun ve daha nicesi… Bu kusursuzluğu kendimize hedef koyduğumuz dünyada bunun olabilme ihtimali nedir? Eksik, hatalı, kusurlu olmak insanlığa ait parçalardan yalnızca bir tanesi lakin kabul etmesi birçoğumuz için belki de en zor olanı. Her gün daha güzelinin, daha kusursuzunun olduğunu bildiğimiz bir dünyada kendimizi nasıl algılıyoruz? Kendimize bu soruyu sorduğumuzda kimseye söyleyemesek bile hissettiğimiz duygular yetersizlik, mutsuzluk, tatminsizlik, memnuniyetsizliğe paralel düşüyor olabilir. Bir başkasının fiziksel güzelliğini referans noktası ilan ederek kendimizi devamlı bir hesaplaşma içinde buluyor olabiliriz. Daha fazla beğenilmek, sevilmek hatta ait olduğumuz grup içinde farklılaşmamak için kendi özümüzü kaybetme uğruna bile olsa referans aldığımız kişi gibi görünebilmek için çabalıyor olabiliriz. Bir saniye durup soluklanalım. Bizler bu kusursuz güzelliği, altın oranı, fit bir vücudu, uzun boyu, dolgun saçları ne zaman güzel olarak kabul ettik? Bebeklik ve çocukluk dönemi sandığımızın aksine algılarımızın oldukça açık olduğu bir dönemdir. Bebeklik ve çocukluk çağında bireyler ebeveynlerinden ve sosyal atomlarından gelen mesajları sorgulama süzgecine sokmadan içine alır ve daha sonra bu mesajlar bireyin gerçekliğini oluşturur. Dünyayı bu mesajlarla algılamaya başlar ama unutulmamalıdır ki güzel olmak kusursuz olmak demek değildir. Olmadığımız biri olmak, kendimize yabancılaşmaksa hiç değildir.

     Güzelliğin gerçeğine baktığımızda güzellik seyredenin gözünde var olmaktır. Herkesin güzellik algısı farklı olmakla beraber, bunu algılayışı, yorumlayışı da farklıdır yani aslında herkes için kesin ve net bir güzel yoktur. Güzelliğin bu yorumlanışına Tanrılar ve insanların beraber yaşadığı zamanlardan bir örnekle devam etmek istiyorum. Tarihin belki de bilinen en kanlı savaşlarından birine sebep olan bu hikâye tarihin ilk güzellik yarışması ile başlamıştır. Kavga ve Karmaşa Tanrıçası olarak bilinen Eris bir düğüne çağırılmadığı için çok sinirlenmiştir ve bir plan yapmıştır. Plan insanlığın ve Tanrıların en zayıf arzularından biri olan güzelliğe sahip olma arzusuyla ilgilidir. Eris o kalabalık düğünün ortasına "En güzele" yazılı bir altın kaplı elma fırlatmıştır. Düğünde bulunan herkes bu elmanın kendisine layık olduğunu düşünmesine rağmen Hera, Athena ve Afrodit bu elmaya herkesten çok sahip olmak istemiştir. Savaşı bile göze alan bu üç Tanrıça arasında bir güzellik yarışması başlamıştır. Bu yarışın hakemiyse bir ölümlüdür. Efsaneye göre bu ölümlüye Hera onu en güzel seçmesi karşılığında sonsuz zenginlik vaat etmiştir. Athena ise komutan olarak daimi zaferler sunmuştur. Afrodit'in vaadiyse dünyanın en güzel kadını olmuştur. Seçimi yapacak olan Troyalı Paris Afrodit'i seçmiştir ve Afrodit'in ona sunduğu vaat de Sparta topraklarında gizlidir. Tarihin en bilinen savaşlarında biri olan Truva Savaşı işte insanlığın hatta görünen o ki Tanrıların bile sahip olduğu bir zaaftan kaynaklanmaktadır.

     "Güzelliğim çok can yaktı. Canım çok yandı. Bir suçtan müebbet yemiştim sanki… Güzelsem aptaldım. Güzelsem anlamazdım. Güzelsem sevmezdim. Kılıf benim değil ki, içine koymuşlar kullanıyorum işte!" demiş Selcan Aydın bir denemesinde. Gerçekten böyle miydi? Selcan Aydın'ın dediği gibi güzel olmak bizi hayata karşı geri bir pozisyonda mı başlatıyordu? Eğer böyleyse neden güzel olmak istiyorduk? Bu sorular aklımda dönmeye devam ederken bu sefer yüzümü sosyal psikolojiye döndüm. Sosyal psikolojide “İzlenim oluşturma” konusuna. İzlenim oluşturma, bir başkası tarafından farklı kaynaklardan gelen bilgileri bir yargı haline getirme sürecidir (Kağıtçıbaşı ve Cemalcılar, 2018). Peki, bu farklı kaynaklarımız neler? Sözel olmayan ipuçlarının tamamı bizlerin ilk izlenimi oluştururken etkilendiği faktörlerdendir. Yüz ifadesi, fiziksel görünüm, beden dili… Bu yazıda fiziksel görünüm üzerinde yoğunlaşacağız. Yapılan araştırmalara göre, bebekler sempatik ve cana yakın gözüken insan yüzlerine bu özellikleri taşımayan yüzlere göre daha fazla bakma eğilimindedirler. Sizce bu yetişkin olduğumuzda da devam etmekte midir? Yapılan araştırmalara göre yetişkin bireyler güzel kişileri güzel olmayanlardan daha samimi, sıcakkanlı, sosyal, daha ilginç olarak yorumlama eğilimindedirler. Görünen o ki fiziksel güzellik aslında karşımızdaki insanlarda birçok olumlu özellikle beraber kategorilendirilmiştir. İnsanlar tanımadığı kişilerle ilk iletişim kurdukları an insanları fiziksel özelliklerine, giyimine ve sözel olmayan ipuçları aracılığıyla edindikleri bilgilerde sınıflandırmaya meyillidirler. Fiziksel özelliklerini, giyimini ve sözel olmayan davranışlarını beğendiğiniz bir kişiye olumlu yaklaşma eğilimimiz artar çünkü bilimsel olmayan gizil kişilik kuramına göre insanlarda bütün iyi özelliklerin ve bütün kötü özelliklerin bir arada bulunacağı görüşü söz konusudur. Biz insanlar olumluluk ve olumsuzluk yanılgısına düşebilen canlılarız. Bir kişi için edindiğimiz olumlu ve olumsuz imajlar o kişiye dair gelecek beklentilerimizi de şekillendirir. Literatürde Ayla (Hare) etkisi olarak yer bulan bu kavram bizlere fiziksel olarak güzel bulduğumuz bir kişiye dair diğer olumlu özellikleri de atfedeceğimizi kanıtlamıştır.

     "Karanlık kelimeler vardır, arılar gibi vızıldayan kelimeler. Taşıdıkları hiçbir düşünce yoktur, kimse tarafından anlaşılmazlar. Ama yine de herkesin ağzındadırlar. Onlar için yaşanır, onlar için ölünür: Hayalimizin rengine bürünürler. Göremeyiz onları, pusudadırlar. Ve bir atılışta parçalarlar bizi." demiş Cemil Meriç. Güzellik karanlık bir kelime olmasa da karanlık bir tarafının varlığı aşikâr. Son olarak güzellik arzusundan kaynaklanan bir psikopatolojinin varlığına değinmek istiyorum: Beden dismorfik(algı) bozukluğu. Kendimize dair algılarımız bazen o kadar zorlar ki bizi bu kusursuz gözüken dünyada kendimize ait bir oda bulma arayışı o kadar yıpratır ki benliğimizi bir yardım eline ihtiyacımız vardır. Bu yardım elini de bize ulaştıracak güçlü bir çığlığa. Bu çığlıklardan biridir beden dismorfik(algı) bozukluğu. Kendi bedenimize o kadar yabancılaşırız, en sert eleştiri oklarımızı kendimize çeviririz ve günlerimiz, saatlerimiz ayna karşısında geçmeye başlar. İdeal güzellik algısıyla kendimizi kıyaslar dururuz. En kusursuz olmak için onlarca estetik müdahaleye başvururuz.

     Unutmamamız gereken bir şey vardır bu süreçte, güzelliği arzulayabiliriz bunun için estetik müdahalelere ve daha fazlasına başvurabiliriz lakin bu istek bizim hayatımızda nelere hizmet ediyor? Kusursuzluğu hedeflerken aslında elde etmeyi umduğumuz şey ne? Ben kimim? Sevdiğim şeyler neler? Güzel bulduğum şeyler neler? Bu sorular bizim kendimizi keşfedebilmemizi sağlar. Cevaplandırıldıktan sonra cevaplarımız kusursuz olmak için, toplumun idealine uymak için değilse eğer, kendinizde daha farklı görmek istediğiniz şeyler için sağlıklı adımlar atabilirsiniz. Halil Cibran'ın dediklerini unutmayın. “Güzellik, kendini aynada dikkatlice izleyen bir ebediyettir. Ancak siz hem ebediyet hem de aynasınız". Güzellik, güzel olan, güzel kabul edilen her daim değişime mahkûmdur. Sizler bu değişimde kendi özünüzü bulanlardan ve ona sahip çıkanlardan olun. Güzellik ve sevgi daima yolunuza ışık tutsun.


Kaynakça:

Cibran, H. (2018). Ermiş. (Turan, E.). İstanbul, Indigo Kitap. (Orjinal Metin Tarihi, 1923)

Kağıtçıbaşı, Ç. ve Cemalcılar, Z. (2018). Dünden Bugüne İnsan ve İnsanlar (21.basım). Evrim Yayınevi.


Yazıyı Hazırlayan: Zehra Dindar


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İNSAN DOĞASI VE İHTİYAÇLARI: ERİCH FROMM

HER SON YENİ BAŞLANGIÇ

İLİŞKİLERDE BAĞLANMA VE BAĞLANMA STİLLERİ