GEÇMİŞTE DOĞAN KARANLIK GELECEĞİ KİRLETİR

 

Bir çocuğun küçüklüğünde aldığı ilk intibalar, 

bütün ömrünce devam eder. 

-Heinrich Schlimann

 

    Kirli kaldırım taşları. Patlak sokak lambaları. Ses çıkarmayan kalabalık. Zeminde hiç oluşmayan ayak izleri. Sisli bir yalnızlık. Aydınlatılmamış bir dünya. Sevgisiz çocuklara ait bir dünya.     

                     

    İyi olan her şeyin zıttının bile lügatında olmayan dünyalar vardı. Mutluluğun sesinin olduğunu öğreten dünyalar vardı. Arada bir gözyaşı da yağsa hala parlak, sıcak, sıcacık kalan dünyalar vardı. En öndelerdi hep. İlk onlar belirirdi, ilk onlar takılırdı göze. Ama arkada kalmış, gerilere itilmiş dünyalar da vardı. Fark edilmezlerdi. Sevgisiz ellerde küçültülmüş karanlıklara atılmışlardı. Sevgi okşamadığı için mattı, sertti saçları. Rüzgar karışmazdı aralarına. Onunla göz göze gelmedikleri için parlamazdı gözleri, donuktu bakışları.


    Güneşin varlığını unutmalarından önce bile ısıtmazdı onları. Hep soğuk kalanlardı onlar. Altı dolu değildi gülüşlerinin güldüğü zamanlarda. Yağmurlar yağar fırtınalar çıkardı hep. Fakat gökkuşağı hiç uğramazdı. Kırıklarla doluydu. Cam kırıkları gibi ama dokunulduğunda ruhu kesen, ruhu kanatan kırıklar. Hayal kırıklıkları ve onların açtığı kesikler hiçbir dikiş tutmazdı. Ağaçları vardı yapraklarını hep döken. Üstlerinde kuş yuvaları vardı. Annelerinin hiç uçmayı öğretmediği kuş yavruları. Birbirine ulaşamayan insanlar vardı. Sevgi köprüler kurardı insanlardan insanlara. Hiç ulaşamadılar insanlara. Aralarında köprüsü olmayan uçurumlar, karanlık uçurumlar kaldı. Genelde karanlıktı gökyüzü. Hoş karanlıkları siyahsa aydınlıkları griydi. Giderek boğucu olurdu bu karanlık. Kimisi sarılırdı karanlığa. Kimisi ışık çalardı diğer dünyalardan. Belki alır da büyütürdü bu ışığı içinde. Ama karanlık bir ormandaki ateş böcekleri gibi hemen fark edilirlerdi. İçlerindeki çaldıkları ışıktan fazlasını bile hemen korkunç fanuslara konulurlardı. Çıktıklarında hiçbir şey hissetmezlerdi. Var olanı da almış olurlardı çünkü. Bazı dünyalarda hiç bitmeyen kargaşa ve kötülük olurdu. Zaten beklenen ve bilinen de bu değil miydi? Sevginin bulaşamadığı yerleri kötülük kirletirdi. Bazı dünyaları ise sonradan karartırlardı. Işığının, sıcaklığının ve güzel olan her şeyinin ham maddesini çeker alırlardı. Acılar bırakırlardı. Yangınlar çıkartırlardı suların söndüremediği.


    Bu dünyaların hepsi çocuktu. Sadece saçları değil akılları da karışırdı. Korkarlardı, ağlarlardı. Sığınacak kucaklar, kollar ararlardı. Ama bulamazlardı. Varlıklarını sorgularlardı varlıklarını reddedenlere uyarak. Çoğu kez onlara hak verirlerdi. Çünkü güçlü olan da onlardı.

    Sevgisizliğin uygulandığı ilk kişi çocuktur. Tesir eder ruhuna. Beraberinde getirdiği acı, hüsran, gözyaşı da. Peki, bunun çocuk psikolojisi üzerindeki etkisi nedir? Bunun için Bowlby'nin “Bağlanma Kuramı'nı inceleyebiliriz. Bağlanma kuramı bir çocuk psikanalizidir, teoriye ve psikoterapi uygulamalarına da önemli katkılarda bulunmuştur. Kuramın temel noktası ise annenin bebeğine dış dünyayı inceleyebileceği ve gerektiğinde emniyet duyguları içinde geri dönüşler yapabileceği güvenilir bir ortam oluşturmasıdır. Bowlby'e göre anne ve çocuk arasında kurulan güvenli bir bağlanma ilişkisi çocuğa sağlıklı psikolojik gelişim olanağı sağlar. Bowlby, yanlış gelişmiş ya da dönem dönem kesintilere uğramış bağlanma ilişkilerinin kişilik problemlerine ve zihinsel hastalıklara yol açacağını iddia eder. Bağlanma, bireyin kendisi için önemli gördüğü kişilere karşı geliştirdiği duygusal bağdır. Bağlanma oluşumunda anne ve çocuk arasında var olan sıcak ve duygu yüklü ilişki kişinin hem kendisine hem de başkalarına, dış dünyaya olan güvenin oluşumunda kritik rol oynar. Bowlby'e göre bağlanmanın çocuk açısından yaşamsal bir değeri vardır. Hayvanlarla yaptığı gözlemlerden anneye yapışmanın veya takip etmenin yaşama şansını arttırdığını tespit eden Bowlby insanlarda bağlanmanın bunun ötesinde bir şey olduğunu vurgular.

İnsan hayatı için bağlanmanın üç temel işlevi vardır:

  1. Dünyayı keşfederken dönülebilecek güvenli bir liman
  2. Fiziksel gereksinimleri karşılama
  3. Hayata dair bir güvenlik duygusu getirebilme şansı

    Bağlanmanın da üç farklı türü vardır. Bunlar; güvenli bağlanma, kaçınan bağlanma ve kaygılı/kararsız bağlanmadır.

Güvenli bağlanmada anne her an yardıma hazırdır. Çocuğu konusunda dikkatli ve özverilidir. Güven burada esastır ve sağlıklı bir bağlanmadır bu. Burada çocuk kendini güvende hisseder. Bağlandığı kişiyi göremeyince huzursuz olur fakat geri geleceğini bilir ve geldiğinde neşelenir, gülümser. Güvenli bağlanmayı deneyimleyen çocuklar, yetişkinlik hayatlarında daha uzun ve güven temelli romantik ilişkiler yaşayabilir, özgüvenleri daha yüksek olur, sosyal ilişkileri kuvvetli olur, yakın sosyal ilişkilerden keyif alır, duygularını ve düşüncelerini insanlarla paylaşmakta daha rahat olurlar.

    Kaçınan bağlanmada anne çocuğun yakınlık isteğine tepki vermez. Çocuk da zamanla anneyi yok sayar. Annesinin yabancı birinden farkı kalmaz. Yanından ayrıldığında tepkisiz kalır ve çevreyle ilgilenmeye başlar. Bu bağlanma türündeki çocuklar, yetişkinlik hayatlarında yakın ilişki kurmakta bir hayli zorlanır. İlişkilerine duygusal yatırım yapmaktan kaçınır ve ayrılık olduğunda olumsuz duyguları çok az hisseder. Ayrıca yakınlarını zor zamanlarında tam anlamıyla desteklemekte, duygu ve düşüncelerini partnerine ifade etmede güçlük yaşar.

    Kaygılı/kararsız bağlanmada ise anne çocuğuna geç kalır. İhtiyaçları konusunda kararsız kalır. Bu durumun sonucunda kaygılı ve kararsız çocuk tipi ortaya çıkar. Bu durumdaki çocuklar anneleri yanından ayrılınca huzursuz olur ve sinirlenirler. Anneleri yanına geldiklerinde de kolay kolay sakinleşmezler. Yabancılara karşı oldukça şüpheci olan bu çocuklar yabancılarla iletişime geçmeyi reddeder. Bu çocuklar ilerleyen yaşlarda başkalarına aşırı şekilde bağımlı olurlar ve yabancılarla iletişim kurmakta zorlanırlar. Sevgilerinin karşılıksız kalması onları çok tedirgin eder.

    Kaçınan ve kaygılı/kararsız bağlanma tipindeki çocuklar sevgisiz büyür. Sevgisiz büyütülmüş bir çocuk acısını ve tedirginliğini dışarı vuracak davranışlar ve kendini ifade etme biçimleri geliştirir.

    Çocuk başına gelenlerin ne anlam ifade ettiğini anlayamaz, özellikle de küçük yaşlarda. Sevgi görmeyen bir çocuk dünyayı korkutucu bir yer olarak görür, sanki bu dünyada yapayalnızdır. Bu durumu değiştirmek için her şeyi yapmaya hazır olur. Ebeveynleri, ilgisizliklerini inkâr ettiklerinde durum daha da kötü bir hal alır. Bu tarz durumlarda, çocuğuna olan ilgi eksikliğini ve istismarı haklı çıkarmak için de bir sürü bahane uydururlar. Yaptıkları her saldırının ya da ilgisizliklerinin çocuğun iyiliği için olduğunu söylerler. Çocuğun da aklı karışır ve kendisinin yanlış bir şeyler yaptığını düşünür. Sevgi görmeyen bir çocuk yaptığı her şeyin ebeveynlerini rahatsız ettiğini ve yaptığı hiçbir şeyin ebeveynlerinin kendisini kabul etmesi için yeterli olmayacağını düşünür. Bu duruma objektif bir bakış açısıyla bakamayacağı için de tüm bunlar onda güçlü bir suçluluk duygusu yaratır. Negatif bir benlik algısı oluşturur ve sonradan öğrenilmiş bir çaresizlik psikolojisi geliştirir. Ne yaparsa yapsın sonucun hep aynı olacağını ve bu yüzden de durum üzerinde hiçbir kontrol sahibi olamadığını düşünür.

    Bir çocuk sevgisiz büyürse kalbi kırılır. Çünkü hissettiği bu acıya bir biçim ya da anlam verme yetisine sahip değildir ve bunu dolaylı yollardan ifade eder. İçinde yaşadığı anksiyeteyi ve acıyı dışarıya vurma eğilimiyle bazı davranışlar ya da fikirler geliştirir.

İlgisiz bir ortamda büyümüş çocuklar;

  •  Korkular ve fobiler geliştirirler. Karanlıktan, bazı objelerden ya da hayvanlardan, belirli durumlardan korkarlar.
  • Çok fevri davranırlar. Öfkelerini, gözyaşlarını ya da kahkahalarını yani herhangi bir duygularını içlerinde tutamazlar. Duygusal ifadeleri her zaman abartılıdır.
  • Dengesiz olurlar. Bir gün bir şey, ertesi gün ise farklı bir şey isterler. Ayrıca davranışları da anlık olarak değişebilir. Bunlar çocuklar için normal şeyler olsa da sevgi görmeyen bir çocukta daha baskın olduğunu görebiliriz.
  • Huzursuz davranışlar geliştirirler. Hareket etmeden duramamak, devamlı sorular sormak gibi tekrarlayan davranışlar gösterirler.
  • Konsantre olmakta ya da dikkatini vermekte güçlük çekerler. Genellikle okul derslerinde problem yaşarlar.
  • Görünmez olur ya da olmak isterler. Çocuk orada olsa da aslında yokmuş gibidir. Saklanmaya, gizlice kaçmaya, var olmamaya çalışır. Sevgisiz büyütülen bir çocuk pek bir sosyal beceri de kazanamaz. Diğer çocukların ya da yetişkinlerin yanında çok rahatsız hisseder ya da kötü davranışlar sergiler.Sevgi görmeyen bir çocuk oldukça şüphecidir. Huzursuz ve kafasının karışık olduğunu gösteren birçok işaret görebiliriz. Bazen inatçı bazen de yaşına göre son derece durgun olabilir. Genel olarak üzgün, itaatkâr ve destek görmeye aç olduklarını görürüz.

    Gökyüzüne bakmayan insanlar çocuklarına maviyi anlatamadılar. Savaşlarına çocukları dâhil ettiler. Kurdukları mahkemelerde hep onları suçladılar, cezalandırdılar. Yapmasalardı döngü mü kırılırdı? Dünyanın dönmesi mi yavaşlardı, felaketler peşi sıra birbirini mi izlerdi bu sevgisizlik döngüsü kırılsaydı? Sevselerdi büyükler çocuklarını, çocuklar da kendini sevebilirdi. Çocukluğunu sevebilirdi. Dünyayı da sevmeyi öğrenirlerdi onlardan. Hayaller kurmayı da. Hep aceleci olmazlardı. Doyumsuz da. Nefrete sürekli aç olmak yerine, sevgiyi isterlerdi sürekli. Toprağa kan karıştırmaz, gözyaşının tuzlu tadını almaya hiç fırsat vermezlerdi. Işıkları söndürmeselerdi karanlıktan korkanlar için boğulmazdı, ölmezdi çocuklar. Sevgisiz insanlar iyileşseydi, bulaştırmasaydı bunu, aç kalmazdı çocuklar ne mutluluğa ne güzelliğe. Kalbine ağır gelen yükler bellerini bükmezdi.

    Sevgisiz insanların yarattığı ve yönettiği dünyada ölü doğardı bütün çocukluklar.Şeytan insanı sevmedi, insan dünyayı. Bedelini hep çocuklar ödedi.Kimsenin çocukluğunu öldürmemeniz dileğiyle…

Yararlanılan Kaynaklar:

Bağlanma kuramı ve psikopatoloji O Tüzün, K Sayar - Düşünen Adam, 2006 - dusunenadamdergisi.org https://aklinizikesfedin.com/sevgi-gormeyen-bir-cocugun-kendi-icinde-yasadiklari/

http://suatogretmen.blogspot.com/

İçeriği Hazırlayan: Özlem Yüzük

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İNSAN DOĞASI VE İHTİYAÇLARI: ERİCH FROMM

HER SON YENİ BAŞLANGIÇ

İLİŞKİLERDE BAĞLANMA VE BAĞLANMA STİLLERİ