FARKINA VARDIKLARIM

    Açıkçası bahsedeceğim konunun önemini kavramama rağmen nasıl başlayacağıma pek karar veremedim ve bu şekilde başlamış bulundum. Ben bir sorunun farkına vardım. Hem de devasa öneme sahip bir sorun. Birçok şeyden şikâyet ediyorum ben, üstelik zaman ve mekân tanımadan. Bu şikâyetler hayatımı yaşamaktan alıkoyuyor, en çok da mutlu olmaktan suçluluk duymama sebep oluyordu. Bu sorun yalnızca beni değil herkesi rahatsız etmeli diye düşünüyordum çünkü beni rahatsız eden şikâyet edişim değil, şikâyetlerimin konusuydu. Gün geçtikçe artan kadın cinayetleri, dünyanın birçok yerinde yüz binlerce masum çocuğun ölümüne sebep olan savaş ve saldırılar, hayvana ve doğaya saygının yok olması, dünyanın içinde barındırdığı onca güzelliğin; saygı, sevgi,  merhamet gibi insani kavramlarla birlikte günden güne çürüyor olması ama en çok da herkesin üç maymunu oynaması. Daha sayamadığım ama hepimizin bildiği tüm insanlığın bütün suçları. İşte ben bundan şikâyetçiyim. Tabii sonra birçok şeyin farkına vardım sizlere bundan bahsetmek için bu yazıyı kaleme alıyorum.

    Farkına vardığım ilk şey, biraz önce bahsettiğim ve aslında denizlerin mürekkep, tüm ağaçların kâğıt olduğu senaryoda dahi eksik kalacak olan, tüm insanlığın kaderiyle bir oyun oynayan sorunlar listesi. Bu sorunlara ortalama seksen yıl ömrü olan bir homo sapiens olarak epey uzunca bir süre yaklaşık dört yılımı harcadım. Başlarda her şeyin kafamdaki haliyle mükemmel olacağını düşünüyordum. Herkesin birbirine saygılı, tüm ailelerin huzurlu bir evde yaşadığı, kimsenin ekonomi kaynaklı geçim sıkıntısı çekmediği, öğrencilerin öğrenmeyi sevdiği ve ilgi alanlarına yönlendirildiği, artık silahların üretilmediği, ceza evlerinin kütüphanelere dönüştürüldüğü, insanların artık öldürmediği ve kalp kırmadığı ve hatta ülke sınırlarının kaldırıldığı bir dünya düşlüyordum. Herkesin kafamdaki mükemmel insan tanımına uyduğunu düşlediğim bir dünya. Üstelik bu tanıma ben dahi bir hayli uzakken kuruyordum bu düşü. Zaten sonralarda bunun bir çözüm yolu değil bir kaçış yolu olabileceğini anladım. İkinci farkına varışım işte buydu. O halde yapmam gereken tüm bu tantanayı bitiremese dahi azaltacak ve beynimi en azından çabalıyorsun diye kandırabilecek gerçek bir çözüm yolu arayıp bulmaktı. Nitekim öyle de oldu. Dört yılın sonunda beni çözüm olduğuna ikna edebilecek kadar güçlü bir yol bulmuştum. Hazırsanız açıklıyorum. Çözüm, sadece şimdiyi değiştirmekte değil geleceği şekillendirmekte. İşte bu da üçüncü farkına varışım. Çözüm gelecekte. Ama biz şimdide yaşıyoruz. Şu anki ben gelecek için bir geçmiş değil miyim? E şimdi ne olacak? Güzel soru. Şimdi ne olacak? Şimdi olacak olan şey benim geleceğin yetişkinlerine dokunabilmem. Bunu yaparken bugünün yetişkinlerini es geçmemek gerek tabii.

    Dünyada iki tür insan vardır: İyi ve kötü insanlar. Biliyorum iyi ve kötü çok ama çok göreceli kavramlar, bu yazıyı okuyan sizler ve benim, iyi insan ve kötü insan anlayışımız oldukça farklı olabilir. Benim iyi insan ve kötü insan kriterlerimi ise saygı, sevgi ve merhamet duyguları belirledi. Bir de “İyi insan ve kötü insan yerine iyi ve kötü davranış vardır.” düşüncesi var ki bence çok doğru bir düşünce. Şu ana baktığımızda iyi davranışlara sahip insanların kötü davranışlara sahip insanlardan nicelik olarak daha fazla olduğunu görüyoruz dersem yanlış bir cümle kurmuş olmam diye düşünüyorum. Ne var ki kötü davranışlar sergileyen insanlar nitelik olarak daha üstünler, dünya üzerindeki etkileri çok daha büyük. Ben eminim ki o kötü dediğimiz insanlara bir fırsat verecek olsak hayatlarını aynı yolda devam ederek ömürlerini geçirmeyi tercih etmeyeceklerdir. Ya da ben fazla iyimserim fakat içlerinden önemli bir kısmının o fırsatı değerlendireceğine inanmak istiyorum. O halde gelecek için iyi insan sayısını artırmaya çalışırken küçük yetişkinlerin hayatının çok daha erken döneminde bahsettiğim fırsatlara erişmesine yardımcı olmaya çalışmalıyız. Bunu nasıl yapmalı?

    Küçük bir çocuğun ilk sosyal çevresi ailesidir; zamanla yaşadığı mahalleye, okula taşar. Bu zamanlar tam da çocuğun ileride kullanacağı kimlik özelliklerinin gelişmeye ve oturmaya başladığı zamanlardır. İşte bu zamanlarda işler ters giderse çocuğun hayatının kararmasına göz mü yummalı? Belki daha da önemlisi başkalarının hayatlarını karartma ihtimalini görmezden mi gelmeli? Hem de bu kararmış hayatlar tıpkı bir domino taşı gibi kendi karanlıklarını başkalarına bulaştırarak ilerlerken. Buna cevabım hayır. Bu yüzden ben de bu çocuklara ve hayatları çoktan kararmış insanlara o malum fırsatı başarabilirsem şayet verebilmek niyetindeyim. Bu sebeptendir ki insanın bedeni kadar ruhunun, düşünce ve hayal dünyasının da sağlıklı gelişebilmesi için psikolojik danışmanlığın, kariyer merdivenim olmasını istiyorum. Zaten bu istek benim dördüncü fark edişim olmuştu.

    İnsanın hayatı ve etrafındaki olup bitenleri fark edebilmesi için üçüncü bir göze ihtiyacı vardır. Olaylara ve kendine uzaktan bakarak, başka bir bakış açısıyla iç dünyasını seyrederek hayatın kendisini ve hayattaki yerini fark etmesi gerekir. Bunun içindir ki psikolojik danışman sıfatıyla danışanlarına, özellikle okullarda öğrencilerin yanında onların sorunlarını fark edebilecek uzman ve bilinçli gözler gereklidir. Bir insanın hayatında olumlu bir değişim meydana getirme fikri beni o kadar mutlu ediyor ki... Biliyorum çünkü o değişim, farkındalık o kişiyle sınırlı kalmayacak. Tıpkı bir domino taşı gibi kendi değişim ve farkındalığını etrafına yayarak ilerleyecek. Bir kişiyle bu şikâyetlerden kurtulamayız evet ama hayatına olumlu bir etki bıraktığımız o çocuklar ve hayatına olumlu bir etki bıraktığımız o yetişkinlerin çocukları ileride bir gün şu anki dünyadan çok daha iyi koşullara sahip bir hayata daha da yakınlaşacaklar. PDR ve psikoloji insanın var olduğu her yerde varlığını sürdürecektir.  Dünyanın seyrini, insanları kendi rızalarıyla etkileyerek değiştirebilecek tek gücün insan davranışlarını okuyabilerek o davranışlara etkide bulunabilmek olduğunu düşünüyorum. Nihayetinde bizler insan duygu ve düşüncelerini tanımlama, açıklama ve öngörme eylemlerini başarabilmek amacıyla bu alanı tercih ettik. Çok uzun zaman alacak evet ama insanlar olarak dünyanın bu hale gelmesinin sebebi olabildiysek eğer, dünyayı iyileştirebilecek güce de sahibiz. Özellikle de psikoloji ve PDR alanında var olan, mesleğini bilinçli ve severek icra eden bizler dünyanın tedavisinde tıpkı bir hekim rolü üstlenebilecek konumdayız. Tüm dünyadan ve her birimizin kendi dünyasından bahsediyorum. Bir kişinin dahi dünyasını iyileştirebilirsek ben bunu başarı olarak görürüm. İleride sahip olacağımız bu gücün şimdiden farkına vararak uygun amaç ve hizmetlerde kullanılması dileğiyle. İyi günler, sabahlar, geceler…

İçeriği Hazırlayan: Zeynep Değer

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İNSAN DOĞASI VE İHTİYAÇLARI: ERİCH FROMM

HER SON YENİ BAŞLANGIÇ

İLİŞKİLERDE BAĞLANMA VE BAĞLANMA STİLLERİ