GELECEĞE NE SÖYLÜYORUZ?

     Dil, bir ulusun aynasıdır, bu aynaya baktığımız zaman, 

orada kendimizin en gerçek yankısını buluruz.

Friedrich Schiller



Dil, benim şuan aklımda savrulan düşünceleri sizlere iletmek için kullandığım yol. Düşüncelerimi, ideolojilerimi, savunduğum değerleri, aktardığım, ilettiğim sana dokunan senin bana aklından geçenleri ilettiğin ve aynı şekilde benim düşüncelerimi etkileyebildiği kısmi yapay bi olgu. Dil öyle mucizevi ki birbirimizi anlaşılır kılıyor. Senin kendini anlatmanı, benim kendimi sana anlatmama imkan sağlıyor ve bu birikimler geleceğin bizi anlamasına da zemin oluşturuyor. Birlikte bir kültür yaratıyoruz fark etmesek bile. Bugün söylediğimiz, düşündüğümüz şeyler geleceğe uzanan bir köprü belki de. Bugün var olan kültürü geçmiştekiler inşa etti. Biz de geleceği inşa ediyoruz hep beraber. Seninle beraber geleceği inşa etmeden önce ilk olarak değinmek istediğim şeylerden biri bize bu imkanı sağlayan dil. Hadi gel beraber geçmiş bize ne getirdi, neleri öğretti bakalım ve farkında olsakta olmasakta geleceğe neler taşıyoruz hep beraber gözden geçirelim. 


Türkçe dil ailesi bakımından incelendiğinde kelimelerin kendisine bir cinsiyet atfetmez. Bu anlamda nötr bir dildir ama bu demek değildir ki kullandığımız dil de cinsiyetsiz. Dil bir kültür taşıyıcısıdır çok eski gelenekleri içinde barındırır. Eski zamanlara dair bilgilerimize göz attığımızda tüm dünyanın ataerkil bir düzen içinde evrimselleştiğini söylemek pekte yanlış bir söylem olmaz. Eski uygarlık tarihine baktığımızda biyolojik cinsiyetin toplumda bazı rollerle bütünleştiğini ve zamanla bu rollerin cinsiyetlerle bir anılır hale geldiğini söyleyebiliriz. Uygarlık tarihi boyunca erkek evin dış ihtiyaçlarını karşılamakla, kadın da evin içindeki görevleri yerine getirmekle anılmıştır. Modernleşen dünya ile beraber kadının evin dışına çıkması ve modern dünyada aktif yer alması, erkeğin de evin içinde girmesine sebebiyet vermiştir. Bu hepimizin bildiği süreçler erkeklere; güçlü, yıkılmaz, sağlam, dayanıklı vb. bir imaj çizerken kadınlara; naif, kırılgan,  evin sorumluluklarını yerine getiren, evcimen vb. bir imaj çizip cinsiyetleri bu imajlar içine oturtmuştur. Bu saydığım özellikler ile kodlanan atalarımız peki bizlere dil aracılığıyla ne gibi düşüncelerini ulaştırdılar: karı gibi ağlamak, adam gibi yapmak, elinin hamuruyla erkek işine karışmak, erkekler ağlamaz, adam akıllı olmak, kız gibi zırlamak, babalar gibi, erkeklik/adamlık öldü mü, adam olana bir söz yeter vb. gibi onlarca kalıp bıraktılar. Bu kalıpları peşpeşe sıraladığımızda kulağımıza bile kötü geliyor hatta belki de irite oluyoruz. Bir de bu kadar geçmişe gidip yüzümüzü deyimlere hatta atasözlerine dönmeden günümüze çevirelim. Kadın siyasetçi,devlet adamı, 3’ü kadın 15 kişi, 5 kadın işçi, iş adamı, halkın adamı, kadın çocuk her türlü canlı, bilim adamı… Örnekleri daha bir çok kelimeyle çoğaltabiliriz de takdir edersiniz ki. Dil hem gerçekleri yansıtır, hem de bu gerçeklerin yine dil aracılığıyla değişmesine olanak sağlar. Bizler dünyayı ilk anadilimiz çerçevesinde algılarız. İçinde doğduğumuz toplum hayatı nasıl gördüğünü bize dil yoluyla anlatır ve bu benimseme bizim hayata dair ilk bilgi birikimlerimizi oluşturur.

Dille ilgili, dilde bulunan toplumsal cinsiyeti ayrıştırıcı ifadelerle ilgili bu kadar konuşmamın sebebi Aristo’nun kabul ettiği kadın ve erkek arasındaki “doğuştan gelen doğal eşitsizlik” argümanını kabul etmeyişim hatta etmemekle birlikte bu kalıpların farkında olup veya da olmadan taşıyıcı olmaktan duyduğum rahatsızlık. Whorf’a göre , insan dil ile sadece iletişim kurmaz dildeki yapılar onun bilincini oluşturmasına da katkı sağlar (Akt.Singh,1999,s.25). Bu yazıya ulaşan kişilerin çoğunun ruh sağlığı alanı öğrencileri ve çalışanları olduğunu düşündüğüm için yazıyı son olarak şu cümlelerle bitirmek istiyorum. İnsana temas ettiğimiz bu kıymetli alanda, kişiye yardım süreci sırasında en etkili araçlarımızdan birisi de dilimiz. Dili temiz tutmak hatta korumak başlıca görevlerimizden olduğu gibi dili güncellemenin de görevimiz olduğuna inanıyorum. Heidegger ‘’Dil, düşüncenin evidir’’ der. Benim geleceğe aktarmak istediğim dil ne geçmişteki gibi ne de şuan ki gibi belirgin ya da belirgin olmayan cinsiyet eşitsizliğine hizmet eden ifadelerden arındırılmış bir dil, düşünce sistemi. Umarım sizlerin de geleceğe aktarmak istediği dil ve benim hayalimdeki geleceğe taşımak istediğim dilin benzer özellikleri vardır. 


Konuyla ilgili daha fazla bilgi için okunabilecek materyaller:


Güden, Menekşe Pınar, Dilde Cinsiyet Ayrımcılığı: Türkçe’nin İçerdiği Eril ve Dişil İfadeler Bakımından İncelenmesi (İstanbul: T.C İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, 2006).


Belek Erşen, U. (2018), Yeni Bir Dil Yeni Cinsiyet Düzeni, Sosyoloji Araştırmaları Dergisi, 1(21):1-41.


İçeriği Hazırlayan: Zehra Dindar


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İNSAN DOĞASI VE İHTİYAÇLARI: ERİCH FROMM

HER SON YENİ BAŞLANGIÇ

İLİŞKİLERDE BAĞLANMA VE BAĞLANMA STİLLERİ